Güncel Piyasa ve Döviz Haberleri 07/10/2026 - Çarşamba
İki piyasanın hikâyesi
- ABD borsaları rekorlar kırmaya devam ederken, tahvil faizlerinin de yüksek seyrini koruduğunu görüyoruz. Şöyle ki, ABD'de en büyük 500 şirketi çatısı altında barındıran S&P500 şirketlerinin toplam piyasa değeri tarihte ilk kez 71 trilyon doları aştı. Bu rakam, 2026 yılında yaklaşık 126 trilyon dolara ulaşması beklenen dünya ekonomisinin yıllık büyüklüğünün yarısından fazlasına denk geliyor. Elbette şirketlerin piyasa değeri ile yıllık ekonomik üretimi birebir karşılaştırmak doğru olmasa da, özellikle yapay zekâ ve teknoloji hisseleri öncülüğünde ABD borsalarında ulaşılan değerlemelerin büyüklüğünü göstermesi açısından oldukça dikkat çekici olduğunu düşünüyoruz. Mesela ilk 13 şirketin toplam piyasa değerinin yaklaşık 31 trilyon dolara ulaşması yükselişin ne kadar büyük şirketlerde yoğunlaştığını da ayrıca gösteriyor.
- ABD piyasalarında bugünlerde ilk bakışta oldukça garip görünen bir tablo var. 10 yıllık tahvil faizi %5,3'ü aşarak 24 yılın zirvesine çıkarken, S&P 500 ve Nasdaq da rekor seviyeleri test ediyor. Normal şartlarda tahvil faizlerinin yükselmesi, yatırımcıya risksiz tarafta daha yüksek getiri sunduğu ve şirketlerin gelecekteki kazançlarının bugünkü değerini düşürdüğü için borsalar açısından pek de iyi haber değildir. Ancak tarihsel olarak faizlerle borsaların aynı anda yükseldiği dönemlerin de olduğunu unutmamak gerekiyor. Burada kritik soru faizlerin yükselip yükselmediğinden ziyade, neden yükseldiği.
- Bugünkü tabloya baktığımızda iki piyasanın aynı ekonomik hikâyeyi farklı açılardan okuduğunu düşünüyoruz. Tahvil yatırımcısı yüksek enflasyon, 40 trilyon doları aşan kamu borcu ve piyasaya gelecek yoğun tahvil arzı karşısında ABD'ye borç vermek için daha yüksek faiz talep ediyor. Hisse yatırımcısı ise güçlü ekonomik büyümeye ve özellikle yapay zekâ yatırımlarının şirket kârlarını büyütmeye devam edeceğine odaklanıyor. Yukarıda da değindiğim üzere S&P 500 şirketlerinin toplam piyasa değeri 71 trilyon doları aşmış durumda. Bu dengenin ne kadar devam edeceği ise önemli. Şirket kârları yüksek faizlerin yarattığı baskıyı telafi etmeye devam ettiği sürece borsalar yüksek faizlere direnebilir. Ancak tahvil faizlerindeki yükseliş bir noktada büyümeyi ve şirket kârlarını aşağı çekmeye başlarsa, bugün birbirinden bağımsız hareket ediyor gibi görünen tahvil ve hisse piyasalarının yolları yeniden kesişebilir. Bir tarafta borç ve enflasyon endişesi, diğer tarafta büyüme ve AI iyimserliği!
- Türkiye cephesinde ise gözler bir taraftan fon krizine çevrilirken, son enflasyon verilerinin ardından faiz indirimlerinin de daha fazla konuşulmaya başlandığını görüyoruz. TCMB dün Eylül ayı Fiyat Gelişmeleri Raporu'nu yayımlarken, Başkan Fatih Karahan da TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu'nda bir sunum gerçekleştirdi. Sunumda özellikle iç talepteki zayıflamaya dikkat çekildiğini gördük. Perakende satış hacmindeki ivme kaybı ve reel kart harcamalarındaki belirgin yavaşlama bu tabloyu desteklerken, aslında son dönemde otomobil satışları başta olmak üzere farklı kanallardan da benzer sinyaller alıyoruz. Enflasyon tarafında ise bizim özellikle takip ettiğimiz ana eğilim göstergelerinde aşağı yönün belirginleşmesi dikkat çekiyor. TCMB'nin takip ettiği altı göstergenin ortalaması Eylül'de aylık %1,72'ye gerilerken, üç aylık ortalama da %1,8 ile son dönemin en düşük seviyelerine indi. Bu hız yıllıklandırıldığında yaklaşık %23,7'lik bir enflasyon eğilimine işaret ediyor.